Doğu’nun Kraliçesi Hatay

Antiochia

Bu deyiş bana ait değil elbet, Antiochia (Antakya) bu unvanı antik çağda almış. Arkeoloji müzesinin girişine de boylu boyunca yazılmış. Hatay, üç dine ve bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış. Malumunuz ‘’ezan, çan, hazan’’ deyişi Hatay için özdeşleşmiştir. Katolik kilisesi, Sarımiye cami ve havranın duvarlarının birbirine yaslandığı Hatay, ülkemize en son katılan şehrimiz.

İlk sorum, Hatay’a ne için geldiniz ? yemek ? kültür gezisi? İkisi de ?

Keyif yapayım , yiyip içeyim diyorsanız yazının devamı tam size göre..

Kültür gezisi için ise St.Pierre Kilisesi, Hatay arkeoloji müzesi, Titus tüneli bölümleri ilginizi çekebilir.

Hatay’ın şehir merkezinde, ara sokaklarda yürüyerek, şehrin kokusunu içimize çekmekle başladık dolaşmaya. Çok hoş kafeleri var saklı köşelerde ve buralarda bizleri karşılayan samimi sahip ve sahibeleri. Bazen de sevimli köpekleri:) Tarihi taş yapıları bizler için birer dinlenme, çay-kahve içerek keyif yapma, huzur bulma merkezine çevirmişler. İyi ki de yapmışlar. Barudi ,bizim gittiğimiz yorgunluk çayını içtiğimiz bir tanesi oldu bunlardan.

Barudi cafe

Yemek kültürü denince ülkemizin ilk akla gelen şehirlerinden Hatay, belki de ilki. Döneri ve künefesi dillere pelesenk olmuş tatlarıdır. Bu ikiliyi tatma şansını Hatay Künefe&Döner ’de bulduk. Dönerinin içindeki sosa (katık) bayıldık. Lezzetinin sırrı burada sanırım. Abdo, Tacettin ve Kebo da diğer döner seçenekleri .. Hatay künefesi de diğer yerlerde görmeye alışkın olduğumuzun aksine büyük tepside yapılıyor ve dilim şeklinde servis ediliyor. Zira Şanlıurfa, Gaziantep ve Mardin’de tek ya da 3-4 kişilik bakır tabaklarda pişirildiğine sık rastlıyoruz. Bu iki lezzetin tadı damağımızda kaldı desek abartmış olmayız. Bunu, yerken hissettiğimiz o mutluluğu yazıyı yazarken tekrar yaşadığımı hatırlayarak söylediğimi belirtmek isterim.

Sadece döner ve künefeyle sınırlı değil tabi ki yeme içme mevzusu. Bir ‘Uzun Çarşı’sı var ki ; ayak üstü yenecek türden şeyler de, alışveriş yapıp evinize götürülecek şeyler de mevcut. Katıklı ekmek atıştırmayı deneyebilirsiniz , çarşı içindeki fırından taze çıktığı anda müthiş oluyor. Yüzde yüz saf nar ekşisi ve küflü çökelek ( Hatay’da sürk denir) gibi lezzetleri paket yaptırıp bagajınıza atabilirsiniz. Defne sabunu da şampuan gibi kimyasallardan uzak durmak isteyenler için ideal bir fırsat.  Sveyka restaurant ve Anadolu restaurant yöresel yemeklere devam etmek isteyenlere diğer öneriler. Eski Hatay evleri ve avlularını da ziyaret edebilirsiniz..

Hatay’a gelip de Harbiye’ye çıkmamak olmazdı. Zaten ilk gün Hatay’a varışımız öğle saatlerine denk geldiği için kahvaltı tecrübemiz ikinci güne kaldı. Bunun için de Harbiye’yi seçtik. Hammuş’un yeri (Yağmur Restaurant ) bizi bu tercihimizde son derece haklı çıkardı.

Hammuş’un Yeri (Yağmur Restoran) kahvaltı

 

Harbiye’ye akşam gelecekler için ise balıkçılar iyi bir seçenek olabilir. Bizse bu balıkçılardan birinde, doğal havuz başında humusumuzu yedik. Tarsus’taki kadar damağımıza dokunmadı diyebilirim. Harbiye Kule Restaurant da akşam yemeği için diğer önerimiz..

Gelelim Belen tavaya.. İskenderun’dan güney yönünde, sarp yamaçta yer alan Belen’in, hem kıymalısı hem kuşbaşılısı yapılan tava yemeği.. Biz kıymalısını tercih ettik. Pişman olmadık. Etlisini de seven çok, biz bunu başka sefere bıraktık. Yine yöresel mezeler masayı donatıyor. Bu arada, İskenderun’da yaşayan ve bizi bu gezimiz sırasında ağırlayan arkadaşlarımız Didem&Ömer’e teşekkür ediyoruz. İskenderun demişken, upuzun sahilinde yürüyüş yapmak ve deniz müzesini gezmek iyi fikir olabilir. Deniz tatili için de Arsuz’u tercih edebilirsiniz.

Belen Tava

Hatay’da yeme-içmenin sınırı yok derler. Oradayken bu sözü daha iyi anladık. Şimdi biraz da sanat-tarih vakti..

Titus tüneli

Hatay’ın Samandağ ilçesinde bağlı Çevlik beldesinde bulunan Titus Tüneli görülmeye değer bir antik miras. Çevlik kumsalı Türkiye’nin ikinci en uzun kumsalı özelliği taşıyor. Tünel girişi için müze kart geçerli olup, bulunmayanlar için fiyatı 8 TL.

Roma İmparatoru Vespasianus ve ondan sonraki imparator Titus dönemlerinde yapılan tünelin inşaası M.S 62 yılında başlayıp 2. Yüzyıla kadar uzanmıştır. Seleukia Pieria Antik kentinin kuzeybatısına düşer. Bu şehirde Seleukus Krallığı yaşamıştır. Bu antik kentin limanının ani sel baskınlarından korunması amacıyla yapıldığı söylenir. Böylece kentte su temininin denetimli olarak kullanılması da sağlanmıştır. Bu amaçla 3 bölümden oluşmaktadır. Yaklaşık 800 metre uzunluk ve 6 metre genişliktedir.

Titus Tüneli

Bu 3 bölümden birinin devamında , dönemin önde gelen ailesi ve kişilerin ölümleri için kullanıldığı düşünülen nekropol olarak kullanılan mağara bulunmaktadır. 93 ayrı bölümü bulunan bu anıt mezar, kayaca oygu iki taş sandukalı yan yana duran iki mezar dolayısıyla ‘Beşikli Mağara’ olarak isimlendirilmiş.

Beşikli Mağara

Hatay Arkeoloji müzesi

1932 yılında kazı çalışmalarının başladığı Antakya’da arkeoloji müzesi ilk olarak 1948 yılında faaliyete başlamış. Çeşitli milletlerden heyetlerce yapılan kazılarda bulunan eserler sadece Hatay arkeoloji müzesinde sergilenmiyor. ABD’nin Woncester müzesi ve Fransa Louvre Müzesi gibi büyük müzelerine de ulaştırılıyor. 2013 yılında da Hatay arkeoloji müzesi, şehir merkezinden yaklaşık 4 km uzaklıkta Reyhanlı yolu üzerinde yeni binasına taşınmıştır. Şehir merkezindeki eski yeri de kapatılmıştır. Ziyaret için gittiğinizde navigasyon cihazınız sizi yanıltmasın .

Roma, Bizans , Hitit , Asur ve Babil dönemlerine ait eserler sergilenmektedir. Genel olarak mozaik eserler ve diğer eserler şeklinde iki ana kategoriye ayrılabilir. Toplam 35.000’i aşkın eser bulunuyor. Size en çok etkilendiğim eserlerden bahsetmek istiyorum. Ancak öncelikle biraz antik çağları bir hatırlayalım. Her ne kadar çeşitli kaynaklarda farklılıklar arz etse de bu kategori benim aklımda en kolay kalanı. Ayrıca tarih bilimciler ve arkeologlardan da aflarını isteyelim.

Paleolitik çağ (yontma taş / eski taş ): M.Ö 1500000-10000 , Neolitik çağ (cilalı/ yeni çağ) : M.Ö 10000-5500, Kalkolitik çağ (bakır çağı): M.Ö 5500-3000 , Tunç çağı: M.Ö 3000-1200 , Demir çağı : M.Ö 1200-330 , Helenistik dönem: M.Ö 330-30 , Roma dönemi: M.Ö 30 – M.S 395 , Doğu Roma (Bizans) dönemi: M.S 395-638 ve ardından Hatay sırasıyla İslami Dönem, Selçuklu Dönemi, Antakya Haçlı Prensliği, Memluk Dönemi ve Osmanlı Dönemi etkisinde kalmıştır. Son olarak ise Türkiye Cumhuriyeti topraklarına katılmıştır.

 İşte müzeden bazı eserler;

Geç Hitit dönemi Kralı 2. Şuppiluliuma: Hatay Reyhanlı kazılarında bulundu. Bölgedeki son yılların en çarpıcı eseri. 3000 yıl sonra olduğu yerden çıkarıldı. Yapımında bazalt taşı, gözleri için ise kireç taşın kullanılmış. 1.5 ton ağırlığında ve 1.5 metre boyunda. Bir elinde başak, bir elinde mızrak tutuyor. Hem üretmeyi hem de savaşmayı simgeliyor. Sakallı ve bukleli saçlı tasvir edilmiş.

Şipuliluma Heykeli

Antakya lahdi; 1993 yılında yapılan temel bir kazı sırasında bulunmuş ve 2015’te eski müzeden Yeni Hatay Arkeoloji Müzesi’ne taşınmıştır.

Antakya Lahdi

Zeus; Tanrıların kralı, adalet tanrısı. Önce Yunanlar, daha sonra Romalılar (Jupiter adıyla) ve çok farklı yörelerde insanlarca kendisine tapınıldı. Baba tanrı Zeus, kötülükleri cezalandırır. Zeus’un uzlaşmacı ve dostane olduğu söylenir.

 

Zeus Mozaiği

Stel; ‘Dikili blok’ anlamına gelen yekpare taş yapı olarak bilinir. Stel üzerinde, bolluk bereketi simgeleyen başak ve güç simgesi boğa resmedilmiş.

Taş Stel

St. Pierre Kilisesi

St. Pierre kilisesi Antakya-Reyhanlı yolunun 2.km’sinde yer alır. İnanışa göre Hz. İsa’nın 12 havarisinden biri olan St. Pierre, çarmıh olayından sonra Habib-i Neccar Dağı’na gelmiş. Burada İsa’dan aldığı son istek üzerine O’nun dinini yaymaya çalışmış. İsa’ya ve dinine inananlara ilk kez burada Hristiyan adı verilmiş. Bu sebeple St. Pierre kilisesi Hristiyanlığın ilk kilisesi olması ile büyük önem taşır. Dağa yapılan eklemelerle kilise haline dönüştürülmüş ve Hristiyanlık adına ilk toplanma da bu kilisede gerçekleşmiş. 19.yy’da Papa’nın isteğiyle III. Napolyon’un da katkısıyla Kapuçin rahipleri tarafından bu doğal mağaranın ön kısmına gotik tarzda ilave bir restorasyon işlemi yapılmış.

Saint Pierre Kilisesi Ön Duvarı

Mağaranın iç duvarlarında fresk veya her hangi bir figür bulunmuyor. Çeşitli kaynaklarda silik durumda duvar resimleri olduğu yazıyor ancak biz bir şey göremedik. Tabanında mozaik kalıntıları ve karşı duvarında bir atlar ile yükseğe açılmış niş içinde Aziz Pierre’in heykeli bulunmaktadır. Kayalardan sızan ve yalakta biriken su vaftiz amaçlı kullanılırmış.

Saint Pierre Kilisesi iç görünümü

Girişte müze kart geçerli. Kartınız yoksa 15 TL’ye bilet alabilirsiniz. Kilise girişinde, yaşları 8-10 aralığındaki çocuklar size görmeniz için bir yer daha öneriyorlar. İyi ki de öneriyorlar, zira dağın eteklerinde biraz yürüyerek havarilerin baskın yediklerinde kaçmak için açtıkları tünelin girişini görme şansını yakalıyorsunuz. Gerçekten de ortalama bir insan boyunun sığabileceği yükseklikte olması şaşırtıcı. Ancak, içine halkımız tarafından çeşitli atıklar atılmış olması ve temizliğinin yapılmaması dikkat çekilmesi gereken bir konu. Bunun dışında Haron kayıkçısı (cehennem kayıkçısı) olarak isimlendirilen , başı örtülü devasa bir insan yüzü taş oyması portresini görebilirsiniz. Veba salgını için danışılan bir kahinin önerisiyle yaptırıldığı söylenir.

Dağdaki tünel

Son olarak da bu kilisenin Hristiyanlar için haç yeri olarak ilan edildiğini ve her yıl 29 haziranda Katolik kilisesince bir ayin yapıldığını paylaşalım ki, ziyaret planınızda bu ayini gözetmek isteyebilirsiniz. Antakya’yı 1-2 günde gezmek isteyenler için St. Pierre kilisesine yaklaşık olarak 2 saatinizi ayırmanız yeterli olacaktır.

Hatay’da olmak büyük keyifti. Bu keyfi sen de yaşamak istiyorsan;

Valizini hazırla !!

Doğu’nun Kraliçesi Hatay” için 4 yorum

  • 11 Temmuz 2018 tarihinde, saat 18:35
    Permalink

    Hatay’a gitmek geldi içimden. Yazı oldukça keyifli ve teşvik edici. Yalnız oraya gidince nerede kalınmalı acaba? Bizim tanıdığımız yok oralarda. Bizi gezdirecek yedirip içirecek yerel rehberler var mıdır acaba güvenilir be kaliteli?

    Yanıtla
    • 11 Temmuz 2018 tarihinde, saat 20:44
      Permalink

      Gezerken keşfetmeyi, keşfederek gezmeyi öneririm. Tadı ayrı güzel. Klişelerden uzak özgürce. Esnafla, yoldaki çocukla,bir komiyle veya garsonla muhabbet ederek yola devam edebilirsiniz. Konaklama için lokasyon olarak şehir merkezinde olmanız iyi olacaktır.

      Yanıtla
    • 11 Temmuz 2018 tarihinde, saat 22:44
      Permalink

      Teşekkür ederim Deniz 🙂

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir