Kartepe Kuzuyayla Kampı

Hava gittikçe soğuyor.. Yapraklar ıslık çalıyor.. Yükseldiğim her metrede bulutlar daha yakın..
İçimde yumuşak bir heyecan, belirsizlik yanaşıyor aklımın limanına..
Çoktan keşfedilmişin içinde kendime doğru yolculuk başladı..

Bir kamp gezisine şiirsel başlamak geldi içimden. Doğayla baş başa kalışımızın miladı, keşkeleri de beraberinde getirdi. Daha önce bunu yapmamış olmamızın derin pişmanlığı..

Kuzuyayla tabiat parkında yaklaşık 20 saatlik bir kamp günlüğünden bahsedicem sizlere.. Saat 16:00 da başlayan yolculuğumuza Acısu’da ilk kez uğradığımız bir köftecide ara veriyoruz. ‘Kampa giderken yolda yemek molası da neyin nesi?’ sorularına cevaben; kamp alanına varışımız, uygun alan ve ardından ormandan odun bulmamız, kamp ateşi yakmamızı takiben karnımızı doyurmak için epey zamana ve enerjiye ihtiyacımız olacaktı. Zira, Köfteci Sadık Usta’nın köftesi lezzetin doruk noktasıydı. Yola devam ettik ve 17:30 da Kuzuyayla tabiat parkındaydık. 18:00’de çadırımızı kuracağımız alana konuşlandık. Ağaçlar altındaydı yerimiz, evimizin çatısı misali..

Eşyalarımızı bırakıp ormana doğru yol aldık. İçimizden geldiği gibi ilerleyerek bizi gece boyu ısıtacak odunları bulmak için hava kararmadan önce çok da vaktimiz kalmamıştı. Neyse ki 20:00 de odunlarımızı toplamıştık. Koca gövdeli eski bir ağaç kütüğün üstünde odunlarımızı ilk kez kullandığım baltamla parçalamış vaziyetteydim hatta. Sıra geldi kamp ateşi yakmaya. Bu iş kamp yapmanın en favori anı. Ateşi tutuşturduğumuz andan, uyumaya kadar her an başında bir bebek misali ilgilendik. Bu arada paylaşımcı komşularımızdan gelen kuru odun ikramlarını da geri çevirmedik 🙂 Ateş üstünde pişirdiğimiz etlerimiz ise enfesti. Evde böyle lezzetli olmuyor neredeyse.. Gökçeada’dan dönerken Soti Hanım’ın el yapımı şaraplarını da iyi ki almışız. Yemeğimizi yerken yanında içip, ardından ateş başında meyveyle devam ettik. İşte şuan keyif açısında zirvedeyiz.. Burda zaman dursun geçmesin, pazar olmasın,pazartesi hiç olmasın 🙂

İlerleyen saatlerde yorgunluğun da etkisiyle çadırımıza geçiyoruz. Üşümemek için uyku tulumu eksiğimizin farkındaydık. Telafi etmek için kış aylarında kayakta giydiğimiz içliklerin üstüne kalın eşofmanlar giyerek ve altımız-üstümüz battaniye şeklinde orta kalitede bir çadır içinde baya üşüdük. Haliyle uyuyamadık diyebilirim. Gece sıcaklık 13 dereceye kadar düştü. Tecrübe ettiğimiz en büyük tarafı buydu. Sabah olduğunda kuş cıvıltılarını duymayı ise şöyle tarif edebilirim; dünya koca bir ev sanki , biz de o evin birer sakinleriyiz ve kuşlar evimizin bahçesinde uçuşuyorlardı.

Kartepe zirveye yürüyüşümüzün de anısı ayrı kalacak hafızamızda. Hedefe varamadığımız aramızda kalsın 🙂 Sıcağın etkisi diyerek geçiyoruz..

Kahvaltı için evden getirdiğimiz erzaklarımızı açılan iştahımızla bir güzel tükettikten sonra siesta zamanı. Geceyi uykusuz geçirdiğimiz için öğleden sonra bu açığı kapatmak gerekti. Biraz daha ısınmış halde, tertemiz havada uyumak kalabalık plajlardan daha cazip.. Bu arada kahvaltı  hazırlarken tencerede omlet yapmak  bile normal oluyor kampta 🙂

Genel olarak ihtiyaç listesi; tava-tencere, kap-kacak, çatal-bıçak, kömür, tutuşturucu jel, mangal teli, maşa, bolca su, sabun-deterjan, yağ-tuz, üşütmeyecek kıyafetler, uyku tulumu, balta-testere, çöp torbası, bazı acil durum ilaçları, sinekkovar, powerbank, iskambil kağıdı…

Çadırımızı ve eşyalarımızı toplayıp Kuzuyayla’dan ayrılma anı, kayıp kıtayı bulmuş ve yeniden kaybetmiş gibi hissettirdi. Günlerden yine pazar oldu.. Yine şehir ve yine pazartesi olacak..

Kuzuyayla’da kamp için hadi şimdi ;
Çadırını hazırla!

Kartepe Kuzuyayla Kampı” için 2 yorum

  • 5 Eylül 2018 tarihinde, saat 12:49
    Permalink

    Hocam tekrar merhaba;
    Kuzuyayla kampınızla ilgili kaleme aldığınız yazıyı yine keyifle okuduğumu belirterek başlamak isterim.
    Sondan başa doğru bir değerlendirmede bulunmam gerekirse; bir gezi yazısını soyut imgelerle biçimlendirip, o soyut imgelerin sizin kendi duygu durumunuz ve ruh halinizde bulduğu karşılığı anlatarak ele almak hakikaten çok keyifli bir okumaya yol açıyor.
    O nedenle şiirsel bir tarzı sadece bu yazıyla sınırlandırmamalısınız kesinlikle.
    “ Çoktan keşfedilmişin içinde kendime doğru yolculuk başladı… “ cümlesine bayıldım. Orhan Ayhan’ın, Halit Kıvanç’ın benzer bir tarzla anlattıkkları maçlar; Hakkı Yalçın’ın, Cem Dizdar’ın, Okay Karacan’ın benzer bir tarzla yazdıkları spor yazıları ağızda nasıl güzel, nasıl nükteli ve nasıl naif bir tat bırakıyorsa sizin de böylesi bir tarzı öne çıkararak kaleme alacağınız gezi yazıları benzer bir tat bırakacaktır.
    Ayrıca böylesi farklı bir tarzın ulaştığınız okuyucu kitlesinin de farklılaşmasına yol açacağını düşünüyorum.
    “ hadi bu tatilde de nereye gitsek “ kafasında olan, tatil anlayışı sadece orada olduğunu göstermek üzerine kurulu bir kitleden ziyade tatili biriktirilen güzel anılar olarak görüp, gittiği yerden alacağı şeyler kadar oralara vereceği bir şeyleri de olabileceğini düşünen ve ciddi boyutta bir kalabalık grubu ihtiva eden bir kitleyle aranızda yazı temelli bir köprü oluşabilecektir.

    Yanıtla
    • 5 Eylül 2018 tarihinde, saat 13:11
      Permalink

      Soyut imgeler kullanmayı ilk kez deneme fırsatım oldu. Keyif almanıza sevindim. Ayrıntılı analiziniz için teşekkür ederim..

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir