Peygamberler şehri Urfa

Peygamberler Şehri Urfa

Edessa..

İnsanlığın sıfır noktası noktası olarak bilinen Göbeklitepe‘nin bulunduğu bir şehirden bahsediyoruz. Kavimlere, kültürlere, peygamberlere ev sahipliği yapmış, köklerini derinlere salmış bir şehir.. Bakırcısıyla, ciğercisiyle Urfa burası..

Urfa kalesinden şehir manzarası

İsmi nereden geliyor?

Urfa, Arami-Süryanilerin verdiği isimle ilk olarak Urhai veya Orhay şeklinde adlandırılmış. Helen kavmince ‘suyu bol’ anlamına gelen ‘Edessa‘ olarak değiştirilmiş. Bugün Urfa’da Edessa adını kullanan bir çok işletme mevcut. Edessa ayrıca, Urfa’yı ele geçiren Makedon Kral Büyük İskender’in doğum yeri olan şehirdir. Müslüman Araplar tarafından ise Kaliruha ve Ruha‘ya dönüştürülmüş. El-Ruha adındaki otelin de adı buradan esinlenilmiş. Ruha da ‘suyu güzel çeşme’ demek. Farklı kavimlerce Arach ve Erech dendiği de anlatılıyor. Son olarak Urfa’ya kurtuluşumuzun bir simgesini taşımak , ‘Şanlı’ unvanının eklenmesi ile nasip oluyor ve nihayet ‘Şanlıurfa‘ oluyor.

Peygamberler şehri denmesinin nedeni ne?

Şanlıurfa, Nuh Tufanı’ndan sonra kurulan yerleşimlerden en önemlilerindendir. Hz. Adem, Hz. İbrahim ,Hz. Eyyüp, Hz. Şuayp ve Hz. Elyasa bu bölgede yaşadıkları için ”Peygamberler Şehri” şeklinde anılmaktadır. Musevi, Hristiyan ve Müslümanlar tarafından tanınan Hz. İbrahim‘in Urfa’da doğup yaşadığına, O’nun Nemrut’la olan mücadelesinin ve ateşe atılma olayının Urfa’da cereyan ettiğine inanılmaktadır.

Mevlid-i Halil Camii

Burada yaşayan kavimler kimler?

M.Ö 9 binli yıllara dayanan geçmişinden günümüze kadar Şanlıurfa’da Ebla, Akkad, Sümer, Babil, Hitit, Hurri-Mitanni, Arami, Asur, Pers, Makedonya, Roma, Bizans gibi uygarlıklar egemenlik sürmüştür. 1094 yılında Urfa, Selçuklu hakimiyetine girmiş. 1098’de Urfa Selçuklular egemenliğinde huzur içinde yaşamaktayken Fransız asıllı Papaz Piyer Lermit İslam dünyasında gördüğü refah ve mutluluğu dönüp halkına bu havadislerin Mesih’ten geldiğini öne sürerek anlatıp galeyana getirmiş ve Haçlı seferlerini başlatmış. Böylece işgale uğrayıp Haçlı kontluğu idaresine girmiştir. Ardından sırasıyla Eyyubi, Memluk, Türkmen aşiretleri, Timur Devleti, Akkoyunlular, Dulkadir Beyliği, Safevilerden sonra da Osmanlı sınırları içine katılmıştır.

Kurtuluş mücadelesinde Fransız işgaline karşı koyup 11 Nisan 1920 de şehir kurtarılmış ve 1924’te vilayet olmasının ardından 1984 yılında da TBMM kararı işe ‘Şanlı’ ünvanı alması kanunlaşmıştır.

Gezilecek yerler

Balıklı göl:

Efsaneye göre Hz. İbrahim Peygamber’in, devrin hükümdarı Nemrut ve halkının taptığı putlarla mücadele ederek tek Tanrı fikrini savunmaya başlaması üzerine Nemrut tarafından bugünkü Şanlıurfa Kalesi üzerinden ateşe atılır. Bu sırada Allah tarafından ” Ey ateş İbrahim’e karşı serin ve selamet ol” emri üzerine ateş su, odunlar da balığa dönüşür. Hz. İbrahim’in düştüğü yere Halil-ür Rahman Gölü adı verilmektedir. Gölün kenarında yer alan Halil-ür Rahman Camii, Hz. İbrahim’in düştüğü makam, medrese, hazire ve türbelerden meydana gelmiş bir külliye halindedir. Nemrut’un evlatlığı Zeliha da Hz. İbrahim’e aşık olduğu ve ona inandığı için kendisini ateşe atar. Zeliha’nın düştüğü yere de Ayn-ı Zeliha Gölü denmektedir. Her iki göl de kutsal sayılmakta ve buradaki balıklar avlanmamaktadır.

Balıklıgöl
Balıklıgöl

Harran 

Kümbet evleri ve ilk üniversite kalıntıları;

Bindirme tekniğiyle yapılmış külah biçimindeki konik kubbeli evlerdir. Diğer yörelerdeki kerpiç kubbeli evlerin aksine Harran evlerinin kubbeleri tuğladan yapılmıştır. Bunun iki nedeni vardır. Birincisi, çevrede ağaç bulunmaması, ikincisi ise harabelerdeki bol miktarda bulunan tuğla malzemedir. İlginç bir doku oluşturan ve yerleşmenin güney kesiminde yoğunlaşan bu evler, ören yerinden toplanan tuğlalarla eski kentin kalıntıları üzerine son 150-200 yıllık dönemde inşa edilmişlerdir. Farklı görüntüleri ile mutlaka gidip görülecek bir ören yeri. Şanlıurfa’dan 40 km uzaklıkta. Harran’da ayrıca dünyanın ilk üniversitesi olarak bilinen Harran Üniversitesi kalıntılarını görebilirsiniz. Kaynaklardan öğrendiğimize göre Emevi ve Abbasi dönemlerinde parlak zamanlarını yaşayan üniversite Moğol istilasından sonra bir daha eski haline kavuşamamıştır.

 

Kümbet ev – Harran
Tarihteki ilk üniversite (Harran) kalıntıları

Şanlıurfa kalesi

Kale’nin Roma İmparatorluğu zamanında M.Ö. IV. YY.’da Şanlıurfa’da hüküm süren Abgarlar (Osrhoene) döneminde inşa edildiği tahmin edilmektedir. Yaygın inanışa göre Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı söylenen sütunlar kalenin içinde yer alır.

Urfa kalesi çifte sütun

Bakırcılar çarşısı

    Bakırcılar çarşısında bir esnaf

Sıra gecesi

Genellikle kış gecelerinde, birbirine yakın yaş grubundaki gençlerin veya orta yaşlardaki arkadaş gruplarının, her hafta bir başka arkadaşın evinde olmak üzere, haftada bir akşam, belirli bir niteliğe ve düzene göre sıra ile yaptıkları toplantılara Şanlıurfa’da “sıra gecesi” denmektedir. Kısaca; “sıra gecesi” bir arkadaş grubunun haftada bir olmak üzere bir araya geldikleri toplantılardır.

Yaklaşık 3 saat boyunca müzisyen ve orkestranın türküleri eşliğinde, servis edilen mezeler ve kebaplarla bir yandan karnımızı doyururken bir yandan eğlenmemize bakıyoruz. Oturduğumuz yerin ortasındaki alan , halay çekenlerle bir dolup bir boşalıyor. Hatta ilerleyen vakitte biz de tanımadığımız misafirlere katılıp çemberde yerimizi aldık 🙂 Finalde sahne çiğ köftenin. Ustamız yerde bir güzel yoğuruyor ve ikram ediliyor. Bu arada çay sürekli sunuluyor. Yemeklerden sonra tatlı (şıllık tatlısı; ayrıntısına birazdan gireceğim) ile devam edip davul gibi mekanı terk ediyoruz 🙂 Sıra gecesi tam bir fenomen, buralara gelip de katılmamak hata olur. Gülizar Konukevi sıra gecesi için bizim gittiğimiz yerdi. Rezervasyon gerekebilir.

sıra gecesi – Gülizar Konukevi

Yeme-içme

Urfa’nın yemek kültürünü anlatmak zor. Damağa dokunan bir şeyi tadı betimlemek ne mümkün. Yine de bahsetmezsem olmaz tabi:) Çünkü, şu anda bile Urfa ciğerinin lezzeti beynimde sinyaller oluşturdu diyebilirim.. Sevgi Ciğer Salonu en meşhur olanı. Taş binası ve havasıyla keyifli bir yemek seçeneği. Ciğerinin tadı gerçekten damakta hatıra bırakan cinsten. Urfa Acem Sofrası kuşbaşı için tercih edilmeli. Salaş olsun, taburede oturup yiyelim derseniz , bakırcılar çarşısı meydanında ciğer yiyebileceğimiz başka seçenekler de var. Sporium Ocakbaşı da her türlü kebap çeşidinin sunulduğu daha modernize bir mekan. ‘Restoran’laşmışlığı hissettirdiği için burası için notum zayıf. Çulcuoğlu Restoran da yöresel yemekleri ve baklavasını mutlaka önereceğim yerlerden. Baklava Urfa ‘da ne arar, Gaziantep dururken demeyin. Baklava konusunda pişman olmazsınız. Gaziantep baklavasını Gaziantep’i yazarken ballandıracağım orası ayrı 🙂

Urfa ciğeri

Şıllık tatlısına ayrı paragraf; Şıllık tatlısı, hepimizin yakından bildiği krep hamurundan yapılıyor. Kaymak ve ceviz dolgulu olarak sarma halde veya kat kat hamurun arasında kaymak ceviz ikilisinin yer aldığı baklava benzeri dilimlenerek de hazırlanabiliyor. Şanlıurfa yöresine özgü bir tatlı. Sarma halinden ziyade, tepside dilimlenmiş şekli favorim. Kaşıkla yendiğini söyleyeyim de çatal istemeyin 🙂 Urfa Acem Sofrası tepsi şeklinde sunan bir yer . Burada yemenizi tavsiye ederim. Urfa’da yemek yemek için bir hafta öncesinden aç kalmak gerekebilir, uyaralım çatlama tehlikesi içerir 🙂

Yedik içtik üstüne bir kahve içmeyelim mi? Mırra , şu anda imdadımıza yetişiyor. Kelime anlamıyla mırra, Arapça “mur”dan yani “acı”dan gelir. Acı olduğu için de espresso misali küçük miktarda servis ediliyor. Urfa,Antep ve Mardin’de meşhur olan bu kahve, gelenek ve görenekler çerçevesinde taziye evlerinden lokantalara kadar ikram edildiği bir çok yer mevcut. Hazırlanışındaki püf nokta kaynatma evresidir. Diğer yöntemlere göre oldukça uzun sürede kıvama geliyor. Ne kahvesinden yapılıyor derseniz, çok eskiden dibek kahvesi veya çeşitli kahveler kullanılmış ancak günümüzde neskafe olarak bildiğimiz kahve çekirdekleri bile kullanılıyormuş.

Yöresel kahve – Mırra

Viranşehir’inde Konak Restoran ve Birecik’inde Cevdet Usta, yol güzergahları üzerinde diğer yeme duraklarınız olabilir. Viranşehir, Şanlıurfa-Mardin yolunun 90. km’sinde, Birecik ise Gaziantep sınırında hatta Gaziantep’e daha yakın konumda bulunan ilçeleri. Birecik, Fırat Nehri kıyısında yer alır. Bu geziniz sırasında Zeugma antik kenti (Belkıs köyü)’ne gitmeniz halin

de Birecik’e mutlaka uğramanızı, Kelaynak kuşu istasyonunu ziyaret etmenizi, orada Mustafa Çulcuoğlu‘nun bir çayını içmenizi tavsiye ediyorum. Halfeti de bu güzergahta Fırat kıyısında olan başka bir Urfa ilçesi ki apayrı bir yaşanmışlık barındırıyor. Eski Halfeti’yi ve Rum Kale’yi tekne turu ile gezmeniz mümkün. Ayrıca Mardin de Şanlıurfa’ya yaklaşık 250 km uzaklıkta. Mardin’i de görmenizi tavsiye ederim.

Daha nice lezzet durağı olan Urfa’da biraz da kültür-tarih-sanata değinmek isterim. İnsanlığın sıfır noktası olarak bilinen Göbeklitepe, Urfa’da kaldığım dönemde devam eden kazı çalışmaları nedeniyle ziyarete kapalıydı. Yazımın bu bölümüne başlamadan önce buradan bahsedemeyeceğimi üzülerek belirtmek isterim.

Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi ve Mozaik Müzesi

Şanlıurfa Arkeoloji Müzesinde eserler kronolojik sırayla segileniyor. İlk olarak paleolitik çağa (yontma taş devri) ait, o dönemde ateşin nasıl yakıldığı ve avcı toplayıcılıkla ilgili figürler karşımıza çıkıyor. Neolitik çağa ( cilalı taş devri) geçiş yaparken ‘dünyanın gerçekte boyutta ilk yontma heykeli’ olarak bilinen kireç taşından yapılmış Balıklıgöl heykeli (Urfa heykel olarak da bilinir) yer alıyor. Ayrıca hayvan ve insan başı figürinlerini görebiliyoruz.

Urfa heykeli

Kalkolitik çağ (bakır çağı) eserleri; pişmiş topraktan yapılmış çanaklar ve mühürler ile tunç çağına ait Rhyton adlı hayvan heykeli ile devam ediyor. Demir çağına ait ‘Lamassu’ adı verilen yarı insan yarı hayvan özelliği ile dikkat çeken Asur mitolojisine ait bir başka eser.

Lamassu – Yarı at yarı insan heykeli

Gılgamış destanının yazılı olduğu pişmiş toprak eser ve çift aslanlı sütun kaidesi de önemli eserlerden. En dikkat çeken eserlerden biri de Göbeklitepe’de yer alan ‘D tapınağına’ ait ‘T stellerinin’ bulunduğu bölüm. Yükseklikleri 6 metre , ağırlıkları 30 tona varan bu taş blokların üzerinde yaban domuzu, yabani öküz,ceylan,eşek,leylek ve turna figürleri mevcut. Demir çağının ardından Helenistik,Roma,Doğu Roma ve İslami döneme ait eserler ve Peygamberler Salonu sinevizyon gösterimi ile müze gezimizi bitiriyoruz. Müze gerçekten çok büyük, gördüğüm her tarihi eserden bahsetmem biraz zor. Benim en çok aklımda kalan etkilendiğim parçaları aktarmaya çalıştım.

Göbeklitepe’deki D stelleri

Buradan mozaik müzesine geçiş yapıyoruz. Mozaik müzesinde de gerek zemin üzerine gerekse duvarlara eserler konmuş. Amazonlara ait bir duvar mozaiğini sizinle paylaşmak istedim.

Amazon mozaiği

Yazımı bitirirken bir paragraf da Urfa’da mesleğim icabı bulunduğum zaman diliminde kaldığım Ceylanpınar ilçesine açmak istedim. Birlikte çalıştığım iş arkadaşlarım ve bizi orada bulunduğumuz müddetçe bir misafir edasıyla en iyi şekilde ağırlayan şehir halkına teşekkür ederim. Son olarak, yazımda bazı fotoğraflarına yer verdiğim, desteğini esirgemeyen Urfa’daki arkadaşım Ali Uzun’a sevgilerimi sunuyorum.

Güneydoğu’da bir tur için hadi şimdi,

Valizini hazırla!

 

 

 

Peygamberler şehri Urfa” için 5 yorum

  • 21 Ağustos 2018 tarihinde, saat 22:33
    Permalink

    Hocam mükemmel bir gezi tanıtım yazısı olmuş,gitmeyi düşünenler için yol gösterici olmuş. Ayrıyeten ceylanpınara emek vererek ceylanpınardan ayrıldınız. Ceylanpınar sizi özlüyor…. selamlar…

    Yanıtla
    • 21 Ağustos 2018 tarihinde, saat 23:46
      Permalink

      Yazım ve şahsımla ilgili güzel düşünceleriniz için teşekkürler Ahmet Bey, sağlıcakla kalın..

      Yanıtla
  • 21 Ağustos 2018 tarihinde, saat 23:04
    Permalink

    Tebrikler hocam mükemmel bir tanıtım yazısı olmuş,,, Ceylanpınar sizi özlüyor…

    Yanıtla
  • 22 Ağustos 2018 tarihinde, saat 10:43
    Permalink

    Çok güzel bir yazı olmuş..Emeğinize sağlık..Yeni yazılarınızı merakla ve heyecanla bekliyoruz..Tarihi ve kültürel yazılarınızın yaninda doğa ve kamp kültürünüze ilişkin tecrübelerinizi de sitenizde bizimle paylasirsananiz bizleri çok memnun edersiniz..Saygı ve sevgirimizle..

    Yanıtla
    • 22 Ağustos 2018 tarihinde, saat 11:03
      Permalink

      Teşekkür ederim.. Tabiatı anlatmak, yaşamaktan çok daha zor olsa da o tür paylaşımlara da yer vereceğim. İlginiz için sağolun..

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir